Türk tarihini yalnız savaşlar ve fetihler üzerinden okumak, devletin asıl ağırlık merkezini kaçırmak olur. Asıl mesele, Türklerin nerede durdukları değil, nerede karar verdikleridir. Çünkü karar, gücün yönünü belirler; ama ahlâk, kararın sınırını çizer. Ankara, Türk tarihinin bu sınırların çizilebildiği nadir şehirlerinden biridir.
Bu şehir, tarih boyunca en parlak zaferlerin değil; en zor tercihlerin mekânı olmuştur. Ankara’da verilen kararlar çoğu zaman alkış getirmemiş, fakat devletin sürekliliğini sağlamıştır. Bu yüzden Ankara’nın tarih içindeki rolü, bir güç gösterisiyle değil; bir sorumluluk bilinciyle anlaşılabilir.
Türk devlet geleneğinde karar, ani bir refleks değildir. Karar, tartının iki kefesini de görebilmektir. Bir yanda devletin bekası, diğer yanda toplumun taşıma kapasitesi vardır. Ankara, bu iki alanın birlikte düşünülebildiği bir merkez olarak öne çıkar. Bu düşünme biçimi, şehrin coğrafyasından değil; tarih boyunca biriken tecrübeden doğmuştur.
Ankara’nın ağır havası, çoğu zaman bir eksiklik gibi yorumlanır. Oysa bu ağırlık, kararın kolay alınmamasından kaynaklanır. Kolay kararlar, kısa vadeli sonuçlar üretir. Ankara’da ise kararlar ağırdır; çünkü sonuçları uzun vadelidir. Bu durum, Osmanlı’nın son döneminde de, Millî Mücadele yıllarında da, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde de kendini göstermiştir.
Bu şehirde siyaset, bir gösteri alanı olmaktan çok, hesaplaşma alanı olmuştur. Ankara, kendini sürekli sorgulayan bir merkezdir. Gücün sınırlarını, devletin kapasitesini ve toplumun dayanma gücünü aynı anda tartmak zorunda kalmıştır. Bu zorunluluk, Ankara’yı duygusal değil; ölçülü kılmıştır.
Türk tarihindeki birçok kriz, yanlış kararların değil; zamanında verilmeyen kararların sonucudur. Ankara, bu gecikmenin bedelini bilen bir şehir olarak, tarih boyunca karar anlarında öne çıkmıştır. Bu öne çıkış, bir iddia değil; bir zorunluluğun sonucudur. Devletin yürüyüşü tıkandığında, bakışlar hep bu şehre çevrilmiştir.
Ankara’nın karar verme ahlâkı, yalnız devlet adamlarının kişisel tercihlerine indirgenemez. Bu ahlâk, şehirle birlikte oluşmuş bir zihniyetin ürünüdür. Uzun süreli yerleşim, sınırlı gösteriş, bürokratik yoğunluk ve tarihî hafıza, bu zihniyetin temel unsurlarıdır. Ankara, bu unsurları bir arada taşıyabilmiştir.
Bu nedenle Ankara’nın başkent oluşu, sadece idarî bir düzenleme değildir. Bu oluş, kararın nerede verilmesi gerektiğine dair tarihî bir hükmün ifadesidir. Ankara, bu hükmü taşıyabilecek ahlâkî zemini daha önce defalarca ispat etmiştir.