Parlamenter Gazeteci ve Yazarlar Birliği Başkanı İbrahim Aydemir, Amiral Cihat Yaycı’nın uyarılarını devlet aklının sesi olarak tanımladı; Türkiye’nin bekasına yönelen stratejik tehditleri haritalarıyla, kavramlarıyla ve diplomatik gerçekliğiyle değerlendirdi.
BÖL-YÖNET TUZAKLARI VE TERÖR ÖRGÜTÜNÜN İSİM DEĞİŞTİREREK MEŞRULAŞMASI
Öte yandan Aydemir, Suriye sahasında kullanılan “federasyon”, “özerk yönetim” ve “adem-i merkeziyetçilik” gibi kavramların, gerçekte tek merkezden yönetilen bir bölme planının paravan terimleri olduğunu ifade etti. Bu kavramların hiçbirinin özgün veya iyi niyetli olmadığını, aksine terörü ve işgali meşrulaştırma aracı olarak kullanıldığını belirtti. Cihat Yaycı’nın da açıkça ortaya koyduğu gibi; YPG, PKK, PYD, PJAK, SDG ve HPG gibi terörist yapılanmalar, farklı maskelerle tek bir kaynağın uzantısıdır.
MEŞRU DEVLETİN PETROLÜ TERÖRİSTTEN SATIN ALINAMAZ
Bununla beraber Aydemir, enerji kaynaklarının terör örgütlerinin denetimine geçmesinin yalnızca ekonomik değil, ahlaki bir çöküşe işaret ettiğini söyledi. Meşru Suriye hükümetinin, kendi petrolünü bir terör örgütünden satın almak zorunda bırakılmasını, uluslararası hukuk açısından bir “suç ortaklığı” olarak niteledi. Bu bağlamda “Rojava” gibi kavramların da birer algı mühendisliği ürünü olduğunu vurgulayan Aydemir, Türkmenlerin ve Arapların zorla sürgün edildiği bölgelere bu tür adlar verilerek bir etnik temizlik yapıldığını belirtti.
“DAVUT KORİDORU”, SİYONİST İŞGALİN ENSTRÜMANIDIR
Diğer yandan Aydemir, Amiral Yaycı’nın ortaya koyduğu “Davut Koridoru” analizini son derece önemli bulduğunu ifade ederek, Golan’dan Haseke’ye uzanan bu hattın, İsrail’in yalnızca coğrafi değil kültürel ve demografik bir işgal sahasına dönüştürdüğünü belirtti. Bu koridorun, Gazze’den başlayan büyük işgal projesinin Suriye ayağı olduğunu kaydeden Aydemir, Türkiye’nin çevresindeki enerji ve su kaynaklarının bu plan kapsamında işgal altında olduğunu ve bu tablonun bir “Pax-Israelica” hedefi güttüğünü söyledi.
“TERÖRİSTLE MÜZAKERE YAPILMAZ, DEVLET DİZ ÇÖKMEZ”
Bununla birlikte İbrahim Aydemir, Suriyeli geçici yönetimin terörist elebaşlarıyla yaptığı görüşmelerin uluslararası hukuk açısından geçersiz olduğunu belirtti. Bir devletin terörist ile masaya oturmasının “devletin diz çökmesi” anlamına geldiğini ifade etti. Yaycı’nın değerlendirmelerine atıfla, “bir terör örgütünün sözde orduya dahil edilmesi”nin, silahlı yapının meşrulaştırılması ve fiili bölünmenin ilanı olduğunu söyledi. Bu gelişmelerin Suriye özelinde görünse de, Türkiye’nin geleceğini de doğrudan etkileyeceğini belirtti.
KOSOVA MODELİ UYARISI VE ÇOK DİLLİ DEVLET TUZAĞI
Bununla paralel şekilde Aydemir, Yaycı’nın “Kosova modeli” uyarısına dikkat çekerek, bu planın yalnızca Suriye değil; Türkiye, İran ve Irak için de geçerli kılınmak istendiğini kaydetti. Terör örgütüne anayasal ayrıcalık tanıyan, özerklik ve halk kimlikleri üzerinden Birleşmiş Milletler’e başvurma hedefi güden bu modeli “sinsi bir ayrıştırma siyaseti” olarak tanımladı. Devletin tek resmi dili olduğunu, aksi yönde atılacak adımların parçalanmaya götüreceğini net bir biçimde ifade etti.
SİLAH BIRAKMA TÖRENLERİNE ŞÜPHE: LİSTE YOK, BALİSTİK YOK
İbrahim Aydemir, Yaycı’nın da altını çizdiği bir diğer önemli konuya işaret etti: Teröristlerin silah bırakma sürecinde somut bir liste veya denetim mekanizması olmaması. Silahların teslim edildiği iddiasına rağmen, balistik incelemelerin yapılmaması, teslim edilen silahların nereye sevk edildiğinin bilinmemesi ve törende yabancı devlet temsilcilerinin bulunması “milli mesele” kavramına aykırıdır dedi. Halkla kaynaşma adı altında yapılmak istenen entegrasyonun, personel listesi olmadan gerçekleşemeyeceğini vurguladı.
TÜRKMENELİ KORİDORU VE SURİYE MİLLİ ORDUSU’NUN GELECEĞİ
Yine Aydemir, Amiral Yaycı’nın önerdiği “Türkmeneli Koridoru” projesini desteklediğini belirterek, bu hattın yalnızca güvenlik değil, tarihi ve stratejik hafızanın da teminatı olduğunu söyledi. Suriye Milli Ordusu’nun dağıtılmaması gerektiğini ve Türkiye’nin, merkezi Suriye hükümetine bölge kontrolünü teslim edecek noktaya gelene kadar, sahadaki varlığını sürdürmesi gerektiğini kaydetti.
MAVİ VATAN MİRASINA SAHİP ÇIKILMALI
Aydemir, Yaycı’nın “Mavi Vatan” doktrinini yazmış, haritasını çizmiş, deniz yetki alanlarını yüzde 25 oranında genişletmiş bir milli akıl olduğuna dikkat çekerek, bu birikimin görmezden gelinmemesi gerektiğini belirtti. 2020 sonrası Doğu Akdeniz sondajlarının durdurulmasını eleştiren Yaycı’nın görüşlerini destekleyen Aydemir, Sevilla Haritası kıskacından çıkılamadığına ve bu nedenle Türkiye’nin denizlerdeki mülkiyet haklarını tam kullanamadığına dikkat çekti.
AYDEMİR’DEN YAYCI’YA DESTEK: “SAHADAKİ GERÇEĞİN HARİTASINI SUNUYOR”
Son olarak İbrahim Aydemir, Cihat Yaycı’nın değerlendirmelerinin yalnızca akademik bir görüş değil, sahadaki gerçeğin haritası olduğunu vurguladı. “Devlet aklı uyanık, millet kararlı olmalıdır” diyen Aydemir, geç kalınması halinde masaya harita konulacağını, yalnızca sınırların değil, milletin de parçalanma tehdidiyle karşı karşıya kalacağını belirtti.