Bir köy düşünün...
Köyün girişinde kocaman bir tabela var:
"Memleketimizin ekonomisi büyüyor."
Tabelanın altına da rakamlar yazılmış.
Yüzde şu kadar büyüme...
Bu kadar ihracat...
Şu kadar yatırım...
Köylüler her sabah o tabelanın önünden geçiyor.
Ama aynı köylüler biliyor ki değirmenin taşı gevşemiş...
Su kanalı kaçırıyor...
Ambarın kapısı kapanmıyor...
Çobanın saydığı koyunlarla ağılın içindeki koyun sayısı birbirini tutmuyor...
Şimdi soruyorum:
Tabeladaki rakamlar mı gerçektir, yoksa ambarın açık kapısı mı?
İşte ekonomide denetim dediğimiz şey, o ambarın kapısıdır.
Biz çoğu zaman ekonomiyi fabrika bacalarından çıkan dumanla ölçüyoruz.
Oysa mesele sadece üretmek değildir.
Üretilenin nereye gittiğini bilmek de gerekir.
Verginin kimden alındığını...
Kimin kaçırdığını...
İhalenin kime verildiğini...
Kaynağın nereye aktığını...
Kredinin kimlere dağıtıldığını...
Bunları bilmiyorsanız ekonomiyi yönetmiyorsunuz demektir.
Sadece seyrediyorsunuz.
Denetimsizlik öyle tuhaf bir şeydir ki...
İlk gün kimse fark etmez.
İkinci gün de etmez.
Üçüncü gün de...
Sonra bir bakarsınız ki kayıt dışılık büyümüş.
Birileri vergisini kuruşuna kadar öderken, bazıları yan sokaktan sessizce kaçıp gitmiş.
Bir esnaf bütün yükü sırtlanırken, öteki hiçbir yük taşımamış.
Adalet duygusu işte böyle aşınır.
Sessizce...
Kimse fark etmeden...
Sonra devlet para bulamaz.
Vergi yetmez.
Borç alınır.
Faiz ödenir.
Yeni borç alınır.
Sonra birileri çıkar:
"Bu kadar açık nasıl oluştu?" diye sorar.
Cevap aslında yıllardır ortadadır.
Kapıyı açık bırakmışsınızdır.
Denetçi gitmiş, hırsız kalmıştır.
Bankalarda da böyledir.
Denetim zayıfladığında risk büyür.
Risk büyüdüğünde balon oluşur.
Balon büyüdüğünde herkes zengin olduğunu sanır.
Sonra bir sabah uyanırsınız.
Balon patlamıştır.
Meğer zenginlik değil, şişirilmiş bir hayal satın almışsınız.
Yabancı yatırımcılar da boşuna hukuk, şeffaflık ve hesap verebilirlik istemiyor.
Adam milyonlarca doları getirip bırakacak.
Karşısında ne görmek ister?
Kuralları olan bir ülke...
Yoksa kuralları kişilere göre değişen bir düzen mi?
Sermaye ürkektir.
Belirsizlikten hoşlanmaz.
Karanlık odada yürümek istemez.
Işığı arar.
O ışığın adı da denetimdir.
Aslında denetim yalnızca mali bir mesele değildir.
Vicdan meselesidir.
Ahlak meselesidir.
Devlet ciddiyeti meselesidir.
Çünkü denetim yoksa güçlü olan daha güçlü olur.
Zayıf olan daha zayıf.
Parası olan vergi yükünden sıyrılır.
Maaşlı çalışan ise son kuruşuna kadar hesabını verir.
Gelir dağılımı bozulur.
Toplumun dengesi bozulur.
Sonra herkes neden huzursuz olduğumuzu tartışır.
Sebep çoğu zaman çok uzakta değildir.
Kapının açık bırakıldığı yerdedir.
Bugün yapay zekâdan söz ediyoruz.
Büyük veriden...
Dijital sistemlerden...
Elbette bunların hepsi önemlidir.
Ama dünyanın en gelişmiş bilgisayarını da getirseniz, eğer hesap vermek istemeyen bir anlayış varsa sonuç değişmez.
Çünkü mesele bilgisayar değil.
Mesele iradedir.
Denetim istemeyenlerin en sevdiği şey karanlıktır.
Denetim isteyenlerin en büyük silahı ise ışıktır.
Ekonomiler de insanlar gibidir.
Gerçek sağlığını aynaya bakınca değil, tahlil sonuçları gelince öğrenir.
Denetim, ekonominin tahlilidir.
Tahlilden kaçanlar bazen hastalığı da gizlediklerini sanırlar.
Ama hastalık rakamlardan saklanabilir...
Hayattan saklanamaz.
Onun için...
Büyümeyi konuşalım.
Üretimi konuşalım.
İhracatı konuşalım.
Ama önce ambarın kapısına bakalım.
Çünkü denetçiyi kovduğunuz yerde, rakamlar bir süre konuşur.
Sonra gerçekler konuşmaya başlar.